Hukuk Dili
İnsanoğlu, dünyaya ayak bastığı günden beri Makro Kozmos dediğimiz evreni kavrama ve anlama çabası içinde olmuştur. Bu çabanın yanı sıra Mikro Kozmos denilen insan, kendini hiçbir zaman anlayamamış ve anlatamamıştır. Bu sebeplerle de diller ortaya çıkmıştır. Ferdinand de Saussure’nin ifade ettiği gibi; dil bir sistemler sistemidir. Bu sistemler sayesinde, insanlar; kendilerini ve karşısındakileri anlayabilmektedir veya anladığını sanmaktadır. İşte anlamak ve anlaşılabilmek amacıyla ortaya çıkan dil, zaman içinde anlaşılması güç hatta imkansız olan mesleki dillere dönüşmüştür: “öğretmen dili, doktor dili, mühendis dili, işçi dili, öğrenci dili, hukuk dili v.b.g.”. Burada bizi ilgilendiren; hukuk dilidir. Çünkü, kişilerin birbirleriyle anlaşabilmek ve toplumsal bir ortamda yaşayabilmelerini sağlamak için ortaya çıkarılmış olan, toplum kurallarının yazılı hale getirilmesinin adıdır; hukuk.
Toplum içinde anlaşmazlıklar meydana geldiğinde biz bu yazılı toplumsal kuralları anlamakta güçlük çekersek eğer, kaosa doğru sürükleniriz. “Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz; düşünce iyi anlatılmazsa yapılması gerekenler iyi yapılmaz, töre ve kültür bozulur, adalet yanlış yola sapar, şaşkınlık içine düşen yurttaş ne yapacağını bilemez, bunun içindir ki; hiçbir şey dil kadar önemli değildir... “ (Aşçıoğlu, 2001).
Dilin kusurlu kullanımı, tarih boyunca kendini göstermiştir. Buna en önemli örneklerden birisi de şudur: III. Selim; bilgili ve saygın bilim adamı Şanizade Atâullah Efendi'yi Sadrazam hakkında dedikodu ettiği suçlamasıyla sürgüne gönderir. Bir süre sonra da bağışlar. Padişah buyruğunu götüren görevli, heyecandan şaşırıp,“İtlakınıza (affınıza) ferman getirdim" diyeceği yerde, "İtlafınıza (idamınıza) ferman getirdim" deyince, Atâullah Efendi kötüleşir ve ölür (Atâullah Efendi). Ama maalesef bizim gibi, toplumsal kurallarını başka toplumlara dayandıran milletler, bankacılık sisteminde de çok net görülebileceği gibi tüm diğer sistemlerini de dışarıdan yani yabancılardan almayı bir marifet sanmışlardır. Her türlü sistemini dışarıdan alan bizler için , elbette ki; hukuk sisteminin de farklı milletlerden alınması kaçınılmaz olmuştur. Bu yüzden de yapılarla boğumsak zorunda kalmışız ve kalmaya devam edeceğiz. Burada her şeyden önemli olan, kendimizi,içinde yaşadığımız toplumu ve kurallarını anlamamız gerektiğidir. Bu da ancak toplumun her kesimi tarafından anlaşılabilen dil sayesinde mümkündür. Zaten anlaşma gerçekleşmediğinde, adaletin geç tecelli etmesi de kaçınılmaz olacaktır. Geç gelen adalette, adalet olmaktan uzaklaşacaktır.Elbette ki, her meslek dilinde bir ayrıcalığın olması doğaldır. Ancak insanı bire bir ilgilendiren ve kişiler