Milli Akademi

HUKUK VE BİRLİK

HUKUK VE BİRLİK

Hukuk düzenini ele aldığımızda iki farklı boyut ile karşılaşırız. Bunlardan ilki, kâğıt üstündeki farazî düzen olarak hukuktur. meslekten hukukçunun (özellikle akademisyenin) ilgisi, bu “farazî” düzeni tutarlı, mantıksal, rasyonel ve “anlamlı” bir bütün haline getirebilmek ya da öyleymiş gibi yorumlayabilmektir. Öte yandan olgusal olarak bakıldığında, bu farazî düzen ve gerçeklik arasında belli ölçüde bir fark, hatta bir gerilim olduğu görülür. 

Gerçek bireyler, çeşitli etkiler altında, hukukun dayattığı normlara uyma ya da uymama davranışı sergilerler. Uyma oranı ne kadar yüksekse, gerçeklik ve hukuk arasındaki gerilim o kadar düşüktür. İlk makale, modern topluma hukuk ve bireyi tasvir etmeye çalışmaktadır. Hukuk, iki ayrı fonksiyon sergileyerek düzeni sağlamaya çalışır. 

Bunlardan ilki, düzeni tarif etmektir. düzenin tarifi, esas olarak Anayasa Hukukunun alanına girer ve ayrıca hukukun siyasetle kesiştiği bir alandır. Hukuk devletinde siyaset, hukukun sınırlarına tâbi olmak durumundadır. Bu sebeple Anayasa Hukuku, hiçbir zaman sadece hukuk olarak kalamaz. 

Devlet ve toplum düzeninin siyasî yapısı, kurucuların ortaya koydukları ana fikirlerin depolitikleşip hukuka dâhil edilmesi ile hukukun meşruluk alanına Katılır. düzeni tarif eden Anayasa, o düzen içindeki bireyleri de yurttaş olarak nitelendirir. Kısacası düzeni ve düzene tâbi olanları belirleyerek, varsayımsal ve rasyonel bir meşruluk düzlemi üretirler. 

İkinci makale, yurttaşlık fikri üzerinden hukuk ve birey ilişkisini ele almaktadır. Hukukun ikinci fonksiyonu, düzeni korumaktır. düzenin korunması, Öncelikli olarak ceza hukukun üstlendiği bir görevdir. Çünkü bir norm sistemini hukuk kılan  en belirgin haliyle burada görülür. İstisnaî ve telafi edici bir niteliğe sahip olan modern ceza hukukun ilk görevi, cezalandırmak değil (bu sebeple bazıları onu suç hukuku olarak adlandırır.) “Islah etmek” ya da bütün problemlerine rağmen, topluma yeniden kazandırmaktır. Islah ya da yeniden kazandırma kavramlarının imâ ettiği şey, bireyin sonradan hukuk düzeninin onaylamadığı davranışlara kapıldığı ancak bu durumun düzeltilebileceğidir. Yani kişinin toplumsal düzeni benimseme süreci ya tamamlanamamıştır yahut da belli bir andan itibaren kişi, uymama (sapkın davranış) konusunda bilinç geliştirmiştir. Bu sebeple Ceza Hukuku sadece cezalandırma olarak kalamaz. Tıbbı ve psikolojiyi yedeğine alarak ıslah faaliyetine girişir. 

Üçüncü makale cezalandırma ve Topluma yeniden kazandırma üstünde durmaktadır. Düzeni kurmanın ve onu korumanın maliyeti ise vergi hukukunun araçlarına teslim edilmiştir. Modern toplum karmaşık bir bürokratik düzende işler. İktidar, (geleneksel toplumun aksine) kendisinden onay beklediği Toplumu ikna etmek ve aynı zamanda iktidar yönünde bir düzen sağlamak İçin kamusal hizmet sunar. Bu büyük faaliyetin finansmanı, rasyonelleşmiş bir vergilendirme sistemi ile sağlanır. Vergilendirme, liberalizmin kutsal hakkı mülkiyete dokunabilmenin en temel aracıdır. Son makale bireyin vergilendirme karşısındaki durumunu ele almaktadır. düzenin tarif edilmesi, sürdürülmesi ve korunması, “hukuk devleti” olarak adlandırılan modern devlet formunda, hukuk aracılığıyla gerçekleştirilir. Ne var ki düzene kendiliğinden rıza gösterecek bireyler olmaksızın, zor ve yaptırım araçları ile düzenin sürdürülebilmesi söz konusu değildir. basit bir gözlem, bizim gibi hukuktan çokça şikâyet edilen bir toplumda bile, İnsanların büyük çoğunluğunun (düzenin sürdürülmesine yetecek ölçüde) hukuka kendiliğinden uyduğunu gösterir. aksi durumda gözlemleyeceğimiz şey, kaostur. Düzenin bu işleyişini sağlayan, hukuktan çok önce ve hukuku aşan bir biçimde toplumsal normlar aracılığıyla benlik inşasıdır.