Karanfil
İnsan kalbinin kapalı kapılarını açan en gizemli, en güçlü anahtar irade ve umuttur. Bunun can suyu ise insanı ve ruh unu kuşatan, emaneti ayakta tutan yegâne iksir ise her an damarlarımızı yoklayan tevhid mefkûresidir. Bir ırmağın sularına bırakılan kayık, pusulasız hangi okyanusa nasıl açılacağını bilebilir mi? Acaba insanı diğer bütün varlıklardan ayıran en başat özellik nedir?
Necip FazıI‘ın gençliğe hitabesinde; “bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik, ... Zaman bendedir ve mekân bana emanettir. ” bilincinde, iradesinde, kararlığında karanlığa karşı medeniyet kurucu, meşale taşıyıcı neslin gelecek tasavvuru evrenimizi aydınlatır. Yüreklerini bahar yağmurlarında yıkayarak yürek ülkesinin bahadırları olmuşlardır. Bağırlarında idealizm, tefekkür, irfan ve ilim aşkını taşırIar. Zulmün olduğu her yerde bizim türkümüzde gurbet vardır, hasret vardır. Yürekler dağlıdır. Gam dağlarına uzanan bir yasımız vardır. Binbir umutla Yakub'un gözlerini açacak gömleği beklemektedir.
Umudu yoldaş edinmekten başka bir çaremiz kalmadı. MenziIe erişmek, Tefekkür kıyılarında derin ve anlamlı bir bekleyip içerisindeyiz. Etrafımızı yokIayan pervasız acıIarın çığlıklarını ve yenidünya düzenbazlığını dünyaya haykırmak ve sesimizi duyurmak temel hedefimizdir.
Asla unutmayalım ki umudun tükenişi kalbimizde, coğrafyamızda onarılmaz hasarlar bıraktı, bırakmaya devam ediyor. Çünkü bu dünya düzeni hain, zalim ve ihanet kokuyor. Bu olumsuzluklar karşısında hepimiz Mehmed Akif'in metaforunu çizdiği birer Asım şahsiyeti olmalıyız. Asım'ın nesli, bir tahayyül değil gül, gül devşiren inanmış ve ümitvar bir gençliktir. Bir ülkü olarak coğrafyamızın ve kadim toprakların ufkunu yükseltirler. İlim ve irfan ile yürürler, çağın problemleri ne çözüm bulmaya çalışarak aksiyon ve vizyon insanı olurlar.
Ne zaman ki dünya telaşı, gövdemizde ve beynimizde zonklayınca taş kesildi yürekler. İşte o yüzden kirlendi yağmurlar. Bu nedenle midir ki dönenceler arzı teğet geçerken ürperiyoruz Kızıldeniz gibi. Gözlerimizden ateş döküIürken taş kesiliyor Kudüs, Mekke, Medine.
Bu benim hikâyem, hikâyemiz... Yerinden kalkmaz ağır, çok ağır bir hikâye... Zira göz göze dahi geImekten, birbirimize tebessüm etmekten ve ağlamaktan utanıyoruz. Ellerimiz kayıp, dilimiz dönmüyor. Bari adamIığımız girse devreye... Avuçlarımız ateş dolu, kelimelerimiz anlamsız... Şimdi kana bulanmış gökyüzü izliyor bizi. Bahar alaşımlı hasretler boğazımızda düğümlenirken topraklarımıza düşmekten yorulmadı kan. Çünkü kan kırmızı ırmaklarda çağdaş bir felaketi idrak ediyoruz artık.
Barbarlığın cangılında kıvranan ümmeti umuda, merhamete taşıyacak zulüm ve haksızlıklara soylu bir iradeyle direnerek tarih yazacak kutlu bir nesil için, asil bir kervana ihtiyacımız var. Sınır tanımaz bir coşkuyla umudun koynunda yıkanacak, en sevgilinin dudaklarından dökülen sözlere sımsıkı sarılacak kahraman yüreklere ihtiyacımız var. Kökünden kopmayan sağlam bir irade, engin bir tecrübe ve çerçevesi geniş bir tecessüs ile umudu yeşertebiliriz. Çünkü er ya da geç yıkılacaktır bu mahut dünya düzeni ve kırılıp dökülecektir bu fasit daire.
Bu günkü gençlik hayatın kalbine bir yağmur gibi düşmeli. Karanlıklardan aydınlığa doğru koşan bir nesli ikame etmeliyiz. Üstümüze Tih gölgesi düşürmeden faili olduğumuz hikâyeler icra etmeliyiz. Rüzgârın kollarına teslim olmadan zamanın kalbini dinlemeliyiz. Hira’dan ilham alan inancımız ve duruşumuzla toprağa umudun tohumunu ekmeliyiz. Unutmamalıyız ki her bilinçli irade, derin bir hikmet ve kutsal bir öğreti taşır. Aynı şekilde her hikmet de bizleri biraz daha insan, biraz daha rikkat sahibi, biraz daha kamil insan kılar.
İçimizde yatağına sığmayan nice ırmaklar geçiyor. Şiir gibi, aşk gibi, şefkat gibi... Bu yüzden güzelliğin kasidesi ateş olup düşüyor yüreklerimize. Unutmamalıyız ki baharı güzelleştiren çiçeklerse, dilimizi zenginleştiren de kelimelerdir. İnsanı, korku kraIIığına karşı ayağa kaldıran diriliş kelimelerini maveraya saklamadan ortaya çıkarmalıyız.
Şu soruyla muhatab olan insan için içim eriyor. “Acaba, mahşere mi kalacak bu hesap?” Oysa Ad, Semud, Eyke kavimlerinin akıbetini duyuran bir tarih var karşımızda. İbretli akıbetleri, dramatik sonları hazin bir şekilde anlatılır kitabımızda. O halde yakamızdan düş ey korku demeliyim, doğ ey güneş demeliyiz. Girdiğin bu çaresizlik girdabından çık demeliyiz. Hayatın içinde bir bayrak gibi dalgalan artık, demeliyiz.
Ey kutlu iradenin erleri, ufkumuza abanmış karanlığa karşı baharı taşı. Coşkun bir ırmak gibi karanfil kokan zülüflerinle kalbimizin çiçeklerine yağmur indir. Öyle ki vadiler gözlerinden umut taşısın, rengârenk çiçekler yeşertsin, kutlu irade ile kölelik düzenine son versin. Mevsimler umudun muhkem kalesini inşa etsin. Onurlu duruşların kalbimizin tüllerine destanlar dillendirsin. Her bakışın ağyarın üzerinde İbrahim'in baltasına dönüşsün.