Kullandırma ve Yararlandırma Amacı Güden Sözleşmeler
Kullandırma ve Yararlandırma Amacını Güden Sözleşmeler
Bu türden sözleşmelerde, sözleşmenin konusunu oluşturan eşyanın mülkiyeti devredilmez. Ancak sözleşmenin diğer tarafı olan kişiye, bu eşyanın kullanım hakkı malik (eşyanın sahibi) tarafından, bir süreliğine tanınır. Sözleşme sona erdiğinde ise eşya malike iade edilir. Şimdi bu sözleşme grubuna dâhil olan kira sözleşmesi ve ürün kirası (hasılat kirası) sözleşmesini kısaca açıklayıp sözleşme metinlerini örneklendirelim.
Kira Sözleşmesi: Kira sözleşmesi, TBK’nin 299. maddesinde; kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme, olarak tanımlanmıştır. Kira sözleşmeleri TBK 299 - 338. maddeleri arasında genel hükümler olarak, TBK 339 - 356. maddeleri arasında konut ve çatılı işyeri kiraları olarak, TBK 357 - 378. maddeler arasında ise ürün kirası olmak üzere üç bölümde düzenlenmiştir. Kira sözleşmesi de satış sözleşmesi gibi tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Bu nedenle hem kiraya verenin hem de kiracının sözleşmeden doğan birtakım yükümlülükleri söz konusudur. Kira konusu eşyayı kiraya verenin borçları şunlardır:
• Teslim borcu
• Vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu
• Yan giderlere katlanma borcu
• Kiraya verenin kiralananın ayıplarından sorumluluğu
• Üçüncü kişinin ileri sürdüğü haklar sebebiyle sorumluluk (Zapttan sorumluluk)
Kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları ise şunlardır:
• Kira bedelini ödeme borcu
• Özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme borcu
• Temizlik ve bakım giderlerini ödeme borcu
• Ayıpları, kiraya verene bildirme borcu
• Ayıpların giderilmesine ve kiralananın gösterilmesine katlanma borcu
Kira sözleşmesinin geçerliliği, kural olarak şekle bağlı değildir. Uygulamada kullanılan T.C. Maliye Bakanlığı kira kontratı nüshaları ispat şekli olarak işlev görmektedir. Ancak bazı kanunlarda kira sözleşmesi için özel şekil şartı öngörülmüş olabilir.
Ürün Kirası Sözleşmesi: Ürün kirası sözleşmesi, TBK’nin 357. maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre ürün kirası; kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirası türüdür. Bu oran, sözleşmeyle kararlaştırılmamış ise yerel âdete göre belirlenir.
Teminat Sağlama Amacını Güden Sözleşmeler: Teminat sağlama amacını güden sözleşmelerin konusunu; bir borcun ifasının temin edilmesi veya sigorta sözleşmesinde olduğu gibi bir tehlikenin üstlenilmesi oluşturabilir. Teminat sağlama amacı güden sözleşmelerin tipik örneği ise kefalet sözleşmesidir.
Kefalet Sözleşmesi: TBK’nin 581. maddesine göre kefalet sözleşmesi; kefilin, alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından, kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir. Kefalet sözleşmesinde kefilin borcu, fer’i bir borçtur. Yani asıl borca bağımlıdır. Dolayısıyla, geçerli bir asıl borç yok ise kefaletten de söz edilemez. Aynı zamanda kefil, asıl borçludan daha fazla mükellefiyet yüklenemez. Asıl borç muaccel olmadan (vadesi gelmeden), kefilin borcu da muaccel olmaz. Asıl borç şarta bağlı ise kefalet de şarta bağlı olur. Kefalet, asıl alacaktan bağımsız olarak temlik edilemez. Ayrıca kefalet, ivazsız (karşılıksız) olup kefilin borcu tali (ikinci derecede) bir borçtur ve kural olarak tali nitelikte oluşu nedeniyle, asıl borçluya takip yapılıp, bu takip semeresiz kalmadan ve rehine başvurulmadan kefile gidilemez. TBK’nin 583. maddesi gereğince kefalet sözleşmesi, geçerliliği bakımından şekil şartına tabi kılınmıştır. Buna göre kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefil, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmelidir. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı koşullara bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu, borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz. TBK’nin 584. maddesinde, evli olan kişilerin ancak eşlerinin rızasıyla kefil olabilecekleri hüküm altına alınmıştır.