BANKACILIK SEKTÖRÜNDE SERMAYE YETERLİLİK ORANININ YÜKSEK TUTULMASI
BANKACILIK SEKTÖRÜNDE SERMAYE YETERLİLİK ORANININ YÜKSEK TUTULMASI
Modern bankacılığın en kritik göstergelerinden biri, sermaye yeterlilik oranıdır. Bu oran, bir bankanın üstlendiği riskler karşısında ne kadar güçlü bir sermaye yapısına sahip olduğunu ölçer. Kısaca ifade etmek gerekirse; bankanın topladığı mevduatları, kullandırdığı kredileri, gerçekleştirdiği yatırımları ve maruz kaldığı piyasa risklerini finanse ederken, kendi özkaynak gücünün ne kadar korunaklı olduğunu ortaya koyar.
Türkiye’de ve dünyada finansal krizlerin hemen öncesinde görülen ortak tablo, bankacılık sistemlerinde sermaye tamponlarının zayıflaması, riskli varlıkların artması ve denetim mekanizmalarının yetersiz kalmasıdır. 2008 Küresel Finans Krizi’nde Lehman Brothers gibi dev kurumların çöküşü, aslında “sermaye yetersizliğinin ne kadar dramatik sonuçlar doğurabileceğini acı bir şekilde göstermiştir. İşte bu yüzden, bugün tüm merkez bankaları ve düzenleyici otoriteler, sermaye yeterlilik oranının yüksek tutulmasını yalnızca teknik bir hedef değil, aynı zamanda finansal istikrarın sigortası olarak görmektedir.
Uluslararası Standartlar: Basel Çerçevesi ve Türkiye Uygulaması
Sermaye yeterliliği konusundaki temel standartlar, Basel Komitesi tarafından belirlenmektedir. Basel I, II ve III düzenlemeleriyle birlikte, bankaların sermaye yapısının kalitesi, risk türlerine göre ağırlıklandırılması ve şoklara karşı dayanıklılık testleri uluslararası düzeyde ortak bir zemine oturtulmuştur.
Basel III ile birlikte sermaye yeterlilik oranı için asgari sınır %8 olarak belirlenmiş olsa da çoğu ülke bu oranın çok üzerinde seviyeleri hedeflemektedir. Türkiye’de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından belirlenen yasal sınır %12’dir; ancak Türk bankacılık sistemi bu oranın genellikle çok üzerinde seyretmektedir.
2025 itibarıyla Türk bankacılık sektöründe sermaye yeterlilik oranı ortalaması %18-19 civarındadır. Bu oran, Avrupa ortalamasının ve gelişmekte olan ülke standardının oldukça üzerindedir. Bunun arkasında ise hem 2001 krizi sonrası yapılan köklü reformlar hem de makro ihtiyati politikaların disiplinli biçimde uygulanması yatmaktadır.
Yüksek Sermaye Yeterliliği Neden Önemlidir?
Sermaye yeterlilik oranının yüksek tutulmasının ekonomiye doğrudan ve dolaylı pek çok olumlu etkisi bulunmaktadır:
Finansal Şoklara Karşı Kalkan Görevi Görür:
Küresel veya yerel ekonomik dalgalanmalarda, bankaların zararlarını özkaynaklarıyla telafi edebilmesi, finansal sistemin çökmesini önler. Güçlü sermaye tamponları, kriz dönemlerinde bankaların kredi kanallarını açık tutmasını sağlar.
Mevduat Sahiplerinin Güvenini Artırır:
Vatandaşların bankalara olan güveni, büyük ölçüde bankaların sermaye yapısına bağlıdır. Yeterli sermaye oranı, mevduat sahiplerinin paralarının güvende olduğu hissini güçlendirir ve bankacılık sisteminde panik davranışlarını azaltır.
Uluslararası Yatırımcıların Risk Algısını İyileştirir:
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, yabancı sermaye akımlarının istikrarı, bankacılık sektörünün sağlamlığıyla yakından ilişkilidir. Sermaye oranı yüksek olan bankalar, kredi derecelendirme kuruluşlarından daha olumlu notlar alır; bu da uluslararası fon girişlerini kolaylaştırır.
Makroekonomik İstikrarı Destekler:
Bankalar yalnızca finansal kurumlar değil, aynı zamanda reel sektörün damarlarını besleyen kredi kanallarıdır. Sağlam bir sermaye yapısı, üretim, yatırım ve istihdam zincirinin kesintisiz işlemesine katkı sağlar.
Yüksek Sermaye Yeterliliğinin Maliyeti: Verimlilik mi, Güven mi?
Elbette sermaye oranının yüksek tutulması yalnızca avantajlardan ibaret değildir. Özellikle kârlılığın daraldığı dönemlerde, yüksek sermaye yükümlülükleri bankaların kredi verme iştahını azaltabilir. Çünkü bankalar, her kullandırdıkları krediye karşılık belirli bir miktarda sermaye tutmak zorundadır.
Bu durum, kısa vadede kredi maliyetlerini artırabilir veya bazı riskli sektörlerde kredi daralmasına neden olabilir. Dolayısıyla burada politika yapıcılar açısından bir denge arayışı doğar: “Güven mi, verimlilik mi?”
Türkiye’de bu denge, genellikle “güven öncelikli” bir anlayışla yürütülmektedir. Zira ekonominin kırılgan yapısı, döviz dalgalanmaları ve küresel belirsizlikler dikkate alındığında, sermaye tamponlarının güçlü tutulması hem finansal hem de psikolojik açıdan sigorta görevi görmektedir.
2025 Türkiye’sinde Sermaye Dayanıklılığı ve Bankacılık Politikası
Son yıllarda Türk bankacılık sistemi, sermaye yeterliliği açısından uluslararası normların üstünde bir dayanıklılığa sahip olsa da bu durumun korunması stratejik bir gerekliliktir. Çünkü jeopolitik risklerin, faiz oynaklıklarının ve döviz kurundaki hareketlerin yoğun olduğu bir ortamda, sermaye oranlarındaki gevşeme bankaların kırılganlığını artırabilir.
BDDK ve TCMB’nin uyguladığı makro ihtiyati tedbirler, bu noktada önemli bir güvenlik hattı oluşturmaktadır. Sermaye tamponlarının artırılması, kredi risklerinin sektörel bazda çeşitlendirilmesi ve türev ürünlerin şeffaf raporlanması gibi uygulamalar, Türk bankacılığının son yıllarda yaşadığı krizlere karşı dirençli kalmasını sağlamıştır.
Öte yandan, dijital bankacılığın hızla geliştiği günümüzde, geleneksel sermaye ölçütlerinin yanı sıra siber riskler ve veri güvenliği gibi yeni risk alanlarının da sermaye hesaplamalarına dâhil edilmesi gündemdedir. Bu da bankacılık sektöründe “yeni nesil sermaye yeterliliği” kavramının doğuşuna işaret etmektedir.
Sonuç: Sağlam Sermaye, Güçlü Ekonomi
Bankacılık sektörü, bir ülke ekonomisinin kalp atışlarını düzenleyen en kritik organdır. Bu organın sağlıklı işlemesi için güçlü bir sermaye yapısına sahip olması zorunludur. Türkiye’nin geçmiş kriz deneyimleri, sermaye yeterliliğinin yalnızca finansal bir oran değil, aynı zamanda ekonomik güvenin simgesi olduğunu defalarca kanıtlamıştır.
Sermaye yeterlilik oranını yüksek tutmak, kısa vadede kârı sınırlayabilir; ancak uzun vadede istikrar, güven ve sürdürülebilir büyüme sağlar. Tıpkı sağlam temeller üzerine inşa edilen bir binanın depreme karşı daha dayanıklı olması gibi, sermaye yapısı güçlü bir bankacılık sistemi de ekonomik sarsıntılardan en az zararla çıkar.
Türkiye’nin finansal geleceği açısından en kritik önceliklerden biri, bu oranı koruyarak hem bankacılık sisteminin dayanıklılığını artırmak hem de uluslararası finansal güven zincirinde güvenilir bir halka olarak kalabilmektir. Çünkü yüksek sermaye yeterliliği, yalnızca bankaların değil, bir ülkenin ekonomik itibarının da en somut göstergesidir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar