İçerik, ZAFER ÖZCİVAN-EKONOMİST tarafından üretildi. 30.10.2025 BUSAN UZLAŞMASI VE TÜRKİYE’YE YANSIMALARI Görüntülemek için giriş yapın Görüntülemek için giriş yapın BUSAN UZLAŞMASI VE TÜRKİYE’YE YANSIMALARI Dünya ekonomisinin merkezinde yeni bir sayfa açıldı. Uzun süredir küresel sistemin iki ana kutbunu temsil eden ABD ve Çin arasında, yıllardır biriken gerginliğin ardından nihayet “yapıcı bir uzlaşma” zemini oluştu. Güney Kore’nin Busan kentinde ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in gerçekleştirdiği görüşme, sadece iki ülke arasında değil, dünya çapında ekonomik ve jeopolitik dengeleri etkileyecek bir dönüm noktası olarak tarihe geçmeye aday görünüyor. Görüşmeden çıkan sıcak mesajlar, küresel piyasaların beklediği türden bir “denge sinyali” verdi. Ancak bu denge, yalnızca Washington ve Pekin’in masadaki samimiyetine değil, aynı zamanda diğer ülkelerin — özellikle de Türkiye gibi stratejik köprü konumundaki ekonomilerin — bu yeni tabloyu nasıl okuduğuna da bağlı olacak. Trump ve Şi’nin Busan Mesajı: Büyük Güçler Arasında Yeni Dönem Busan’daki görüşmede hem sembolik hem de stratejik düzeyde dikkat çeken ifadeler vardı. Trump’ın “Zaten pek çok konuda anlaştık, şimdi birkaç konuda daha uzlaşacağız” sözleri, ABD-Çin hattında bir süredir kapalı kapılar ardında yürütülen müzakerelerin belirli bir olgunluğa ulaştığını gösterdi. Şi Cinping’in “Çin-ABD ilişkileri genel olarak istikrarlı kaldı” vurgusu da iki ülkenin aralarındaki ticaret savaşlarının yaralarını sarmaya başladığına işaret ediyor. Bu ifadeler, aslında 2018’den bu yana süren ticaret gerilimlerinin ardından gelen en yumuşak tonlamalardan biri. Zira o dönemden bu yana gümrük vergileri, teknoloji savaşları ve finansal kısıtlamalar, küresel ekonomiyi adeta nefessiz bırakmıştı. Bugün gelinen noktada, iki liderin barışçıl ve “ortak fayda” merkezli bir dil benimsemesi, yeni bir küresel iş birliği çağının sinyali olarak okunabilir. Bu noktada Şi’nin altını çizdiği “dümen metaforu” özellikle anlamlıydı: “Rüzgârlar, dalgalar ve zorluklar karşısında doğru rotada kalmalıyız.” Bu, yalnızca diplomatik bir nezaket cümlesi değil; aynı zamanda Çin’in ABD ile ilişkilerinde “sistemin tamamen dağılmasını değil, yeniden şekillenmesini” hedeflediğini gösteren bir stratejik mesajdı. Küresel Etkiler: Piyasalar, Ticaret ve Yeni Güç Dengeleri ABD-Çin uzlaşması, küresel ekonomide üç temel alanda etkisini gösterecek: ticaret zincirleri, finansal piyasalar ve enerji fiyatları. İlk olarak, ticaret zincirlerinde yeniden güven inşası bekleniyor. Pandemi sonrası dönemde kırılan tedarik zincirleri, ABD’nin Çin’e uyguladığı teknoloji ve üretim kısıtlamalarıyla daha da zayıflamıştı. Eğer Busan uzlaşması somut adımlara dönüşürse, küresel üretim merkezleri yeniden planlanabilir. Bu durum, Vietnam, Malezya ve Endonezya gibi Asya ekonomilerinin yanı sıra Türkiye gibi “alternatif üretim üssü” olma potansiyeli taşıyan ülkeler için de fırsat anlamına gelebilir. Finansal cephede ise dolar-yuan dengesi yeniden şekillenebilir. Trump’ın ikinci görev döneminde izlediği politika, “Amerikan üretimini korurken küresel dolar hâkimiyetini yeniden güçlendirme” hedefiyle ilerliyor. Çin ise buna karşılık, yuanın uluslararasılaşması için BRICS, Kuşak-Yol ve Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi girişimleri kullanıyor. Eğer iki ülke artık birbirini rakipten ziyade “zorunlu ortak” olarak görmeye başlarsa, bu, küresel finansal istikrarın geçici de olsa güçlenmesine yol açabilir. Enerji cephesinde de Busan buluşmasının yankısı hissedilecek. Çin’in devasa enerji talebi ile ABD’nin enerji arz kapasitesi arasındaki dengelenme, petrol ve doğalgaz fiyatlarında dalgalanmaların azalmasına yol açabilir. Bu da enerji ithalatçısı ülkeler için, özellikle de Türkiye gibi dışa bağımlı ekonomiler için olumlu bir tablo anlamına gelir. Türkiye Perspektifi: Denge, Diplomasi ve Fırsat Penceresi Türkiye açısından bakıldığında Busan uzlaşması hem ekonomik hem diplomatik olarak çok katmanlı bir anlam taşıyor. Bir yandan, ABD-Çin arasındaki yumuşama küresel tedarik zincirlerini rahatlatacak ve emtia fiyatlarını istikrara kavuşturacak; bu da Türkiye’nin dış ticaret dengesi açısından olumlu bir zemin oluşturacak. Öte yandan, Türkiye’nin son yıllarda “üretim merkezi” ve “lojistik köprü” rolünü güçlendiren adımları, böyle bir dönemde daha fazla dikkat çekebilir. Çin’in Kuşak-Yol Girişimi (BRI) ve Türkiye’nin Orta Koridor stratejisi, Busan uzlaşmasıyla birlikte yeniden canlanabilir. Zira ABD-Çin ilişkilerinde tansiyon azaldıkça, Çin’in Avrasya hattındaki yatırımları hızlanabilir. Bu durumda Türkiye, hem Asya ile Avrupa arasında transit merkez hem de bölgesel üretim üssü olarak konumunu güçlendirebilir. Diplomatik açıdan ise Busan görüşmesi, Türkiye’nin çok kutuplu dış politika anlayışıyla da örtüşüyor. Ankara son yıllarda hem ABD hem Çin ile dengeli ilişkiler kurma çabasında. Bu yeni uzlaşma, Türkiye’nin iki güç arasında taraf olmadan iş birliği geliştirebileceği bir “denge alanı” yaratıyor. Özellikle savunma sanayi, yeşil enerji, dijital dönüşüm ve finansal teknolojiler gibi alanlarda, ABD ve Çin’den gelen yatırım fırsatlarının artması beklenebilir. Ancak fırsatlarla birlikte dikkat edilmesi gereken riskler de mevcut. ABD-Çin arasındaki her “yakınlaşma” döneminde, iki ülke üçüncü aktörleri kendi etki alanlarına çekme eğilimine girebilir. Türkiye, bu süreçte dış politikasını “denge üzerinden dengeyle koruma” refleksiyle yürütmek zorunda kalacak. Yeni Küresel Gerçeklik: İşbirliğinin Zorunluluğu Busan uzlaşması, aslında dünyaya basit ama güçlü bir mesaj veriyor: Artık büyük ülkelerin çatışma lüksü yok. Küresel ekonomi; iklim krizi, enerji dönüşümü, tedarik riskleri ve bölgesel savaşların baskısı altında. Bu nedenle, ABD ve Çin gibi iki devin rekabeti, ancak “kontrollü bir iş birliği” formatında sürdürülebilir. Trump’ın “Çin’in gelişimi Amerika’nın vizyonuyla el ele gidebilir” sözleri, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD başkanlarından alışık olmadığımız bir ton. Şi’nin “Çin ve Amerika dost olmalı” vurgusu da Pekin’in ekonomik önceliklerinin ideolojik katılıklardan daha ağır bastığını gösteriyor. Bu, yeni bir “realist küreselleşme” dönemine geçişin habercisi olabilir. Türkiye gibi yükselen orta güçler için bu yeni dönemin en önemli avantajı, çeşitlenmiş iş birliği fırsatları olacak. ABD-Çin hattındaki gerilim azaldıkça, küresel tedarik ağları yeniden açılacak, finansal oynaklık düşecek, ticaret yolları güven kazanacak. Ancak bu ortamdan kazanç sağlamak, sadece doğru zamanda üretmekle değil; aynı zamanda doğru diplomatik pozisyonu almakla da mümkün. Sonuç: Busan Rüzgârı ve Türkiye’nin Konumu Busan’daki uzlaşma, küresel ölçekte istikrarın kapısını aralayabilir. Fakat bu istikrarın kalıcı olması, tarafların sadece kelimelerde değil, eylemlerde de uyum göstermesine bağlı. Türkiye açısından ise bu süreç, jeoekonomik pozisyonunu pekiştirme fırsatı sunuyor. Ankara, ABD-Çin dengesinin yeniden kurulduğu bu yeni dönemde; enerji güvenliğinden dijital yatırımlara, savunma sanayisinden yeşil ekonomiye kadar geniş bir alanda stratejik manevra yapma şansına sahip. Eğer Türkiye bu dönemi akıllı biçimde yönetirse, küresel ekonomideki yeni iş bölümünde “köprü ülke” olmanın ötesine geçip “kilit aktör” konumuna yükselebilir. Busan’da atılan imzalar belki henüz dünyayı değiştirmedi, ama rotayı değiştirdi. Artık mesele, bu rotada kimlerin doğru yelkeni açacağı. Ve Türkiye, rüzgârın yönünü okumayı bilen ülkelerden biri olmaya devam ediyor. ZAFER ÖZCİVAN Ekonomist-Yazar Zaferozcivan59@gmail.com