Evlat Servettir.
Bir anne için en ağır cümle bazen kendi kalbine fısıldadığı bir itiraftır:
“Oğlumun bahtını da tahtını da yapamadım.”
Bu sözün içinde eksiklik değil, aksine tarifsiz bir sevda saklıdır. Çünkü bir anne, evladının alnına mutluluğu kendi elleriyle yazmak ister. Onun yolu çiçekli olsun, ayağı taşa değmesin, kalbi hiç kırılmasın ister. Ama hayat, bir annenin yüreği kadar merhametli değildir.
Baht…
Ah o baht…
Doğduğu gün yüzüne baktığımda içimden geçen duaları hatırlıyorum. “Allah’ım, kaderi benden güzel olsun” demiştim. Uykusuz gecelerimde başını göğsüme yasladığında, sanki bütün kötülükleri ben tutabilirmişim gibi sarıldım ona. Oysa hiçbir anne çocuğunun yazgısını tamamen değiştiremez. Rüzgâr sert eser bazen, yollar engebeli olur. İşte o zaman bir anne, yapamadıklarını değil, yetemediklerini düşünür.
Taht…
Taht dediğim ne bir saraydı ne de zenginlik. Sadece sağlam bir gelecek, güvenli bir yarın… “Ben çekeyim, o çekmesin” diye edilen dualardı. Ama hayat her zaman hesap kitap dinlemez. İmkânlar daralır, zaman dar gelir, şartlar ağırlaşır. Anne yüreği ise her şeye rağmen kendini suçlamaya hazırdır.
Oysa bilmez ki; bir çocuğun en büyük tahtı annesinin duasıdır.
En büyük bahtı, arkasında hissedeceği o şefkatli nefesidir.
Belki dünyayı veremedim ona. Belki her istediğini alamadım. Ama dizlerim kanaya kanaya yanında yürüdüm. Gözyaşımı saklayıp güçlü durdum. Yorulsam da belli etmedim. Çünkü annelik, eksik imkânlarla bile tam sevmektir.
Bir gün bana belki diyecek ki:
“Anne, sen bana taht kurmadın ama sırtımı yaslayacağım bir kalp oldun. Bahtımı yazmadın ama inancımı büyüttün.”
İşte o zaman anlayacağım; aslında yapamadım sandığım şeylerin yerine daha kıymetlisini bırakmışım. Çünkü bir anne evladına kader değil ama karakter bırakabilir. Zenginlik değil ama vicdan bırakabilir.
Ve sevgiyle büyüyen bir evlat, zaten dünyanın en büyük tahtında oturuyordur. Bir annenin en büyük serveti evlatlarıdır.