Hukukçular Birliği

İŞSİZLİK SİGORTASI FONUNUN ETKİN YÖNETİMİ

İŞSİZLİK SİGORTASI FONUNUN ETKİN YÖNETİMİ

İŞSİZLİK SİGORTASI FONUNUN ETKİN YÖNETİMİ

İşsizlik, yalnızca bireylerin gelir kaybı yaşamasıyla sınırlı bir olgu değildir; aynı zamanda ekonominin genel istikrarını sarsan, toplumsal refahı azaltan ve üretkenliği zayıflatan bir süreçtir. Bu nedenle modern ekonomilerde işsizliğin geçici etkilerini azaltmak ve bireylerin yeniden istihdama katılımını kolaylaştırmak için güçlü sosyal güvenlik mekanizmaları kurulmuştur. Türkiye’de bu görevi üstlenen en önemli araçlardan biri, 2000 yılında yürürlüğe giren İşsizlik Sigortası Fonudur. Fonun amacı, işini kaybeden sigortalılara geçici gelir desteği sağlamak ve aktif işgücü politikalarıyla yeniden istihdama dönüşü hızlandırmaktır.

Ancak, bu fonun sadece bir “yardım mekanizması” olarak görülmesi yeterli değildir. Günümüz koşullarında fonun etkin yönetimi, yani kaynakların verimli, şeffaf ve ekonomik hedeflerle uyumlu şekilde kullanılması hem bireysel hem de makroekonomik düzeyde kritik bir öneme sahiptir. Zira iyi yönetilen bir işsizlik sigortası fonu, kriz dönemlerinde ekonominin tampon mekanizması olarak görev yapar; kötü yönetilen bir fon ise hem işsizlere yeterli destek sunamaz hem de kamu maliyesine ilave yükler getirir.

Fonun Kaynak Yapısı ve Mevcut Durumu

İşsizlik Sigortası Fonu’nun temel gelirleri, çalışan, işveren ve devletin katkılarından oluşmaktadır. Mevcut sistemde sigortalının prime esas kazancının %1’i çalışan, %2’si işveren ve %1’i devlet tarafından fona aktarılmaktadır. Bu yapı, fonun sürdürülebilirliğini sağlarken aynı zamanda sosyal dayanışmanın da bir yansımasıdır.

Fon, kuruluşundan bu yana özellikle ekonomik kriz, salgın ve doğal afet dönemlerinde önemli bir mali istikrar unsuru olmuştur. 2020’de COVID-19 salgını sırasında Kısa Çalışma Ödeneği ve Nakdi Ücret Desteği gibi uygulamalarla milyonlarca çalışana geçici gelir desteği sağlanmıştır. Ancak bu süreç, fonun işlevinin yalnızca işsiz kalanlara ödeme yapmakla sınırlı olmadığını; aynı zamanda kriz dönemlerinde ekonomik istikrar aracı olarak da kullanıldığını göstermiştir.

Bununla birlikte, zaman zaman fon kaynaklarının asıl amacı dışında kullanıldığı yönündeki eleştiriler de gündeme gelmektedir. Fonun büyüklüğünün önemli bir kısmı Hazine iç borçlanma senetlerine yatırılmakta; yani doğrudan işsizlere ya da istihdam artırıcı programlara yönlendirilmemektedir. Bu durum, fonun etkin yönetimi konusundaki tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Etkin Yönetim İlkesi: Kaynakların Hedef Odaklı Kullanımı

İşsizlik sigortası fonunun etkin yönetimi, sadece finansal sürdürülebilirliği değil, aynı zamanda istihdam politikalarıyla uyumlu bir kaynak dağılımını da gerektirir. Fonun kaynaklarının önemli bir kısmının, pasif ödemeler (işsizlik maaşları) kadar aktif programlara da yönlendirilmesi gerekir. Bu noktada üç temel yaklaşım öne çıkmaktadır:

Aktif İşgücü Programlarına Ağırlık Verilmesi:

İşsiz kalan bireylerin yeniden istihdama kazandırılması, fonun uzun vadeli başarısının temel ölçütüdür. Mesleki eğitim, beceri kazandırma programları, girişimcilik destekleri ve işe yerleştirme hizmetleri, fonun sosyal etkisini artıran unsurlardır. Fon yönetimi, bu tür programlara daha fazla kaynak ayırarak, pasif destekleri aktif dönüşüm mekanizmalarıyla tamamlamalıdır.

Şeffaf ve Hesap Verebilir Yönetim:

Fon kaynaklarının nasıl kullanıldığına dair kamuoyunun doğru ve güncel bilgiye erişimi, güven unsurunun temelidir. Bu bağlamda, düzenli performans raporları, bağımsız denetim sonuçları ve açık veri uygulamalarıyla fon yönetimi güçlendirilmelidir. Kamuoyunda “fon birikiyor ama işsizlere ulaşmıyor” algısının önüne geçmenin yolu, şeffaf finansal yönetişimdir.

Makroekonomik Dengeyle Uyumlu Politikalar:

İşsizlik fonu, ekonomik daralma dönemlerinde otomatik dengeleyici rol üstlenir. Bu nedenle fonun yatırım stratejileri, sadece getiriyi değil, ekonomik istikrarı destekleme kapasitesini de gözetmelidir. Fonun varlıklarının uzun vadeli kamu borçlanma senetleri dışında, sürdürülebilir sektör yatırımlarına veya istihdam yaratıcı projelere yönlendirilmesi hem ekonomik büyümeye katkı sağlar hem de fonun sosyal misyonunu güçlendirir.

Küresel Örneklerden Dersler: Aktif Fona Dayalı Modeller

Dünya genelinde birçok ülke, işsizlik sigortası fonlarını yalnızca pasif destek mekanizması olarak değil, istihdam politikalarının finansal temeli olarak kullanmaktadır. Almanya’da “Bundesagentur für Arbeit” (Federal İş Kurumu) modeli, fon kaynaklarını yoğun biçimde mesleki eğitim ve yeniden istihdam projelerine yönlendirirken; Güney Kore, fon gelirlerinin bir kısmını dijital becerilerin geliştirilmesi için kullanan yenilikçi programlar geliştirmiştir.

Bu örneklerde ortak nokta, fonların dinamik ve dönüşüm odaklı biçimde yönetilmesidir. Türkiye’nin fonu da benzer şekilde, yalnızca birikim değil, ekonomik adaptasyon aracı haline getirilmelidir. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yeni iş modelleri gibi alanlarda oluşacak işgücü dönüşümünü desteklemek için fonun bir kısmı geleceğin mesleklerine yatırım amacıyla kullanılabilir.

Sonuç: Sürdürülebilir Fon, Sürdürülebilir İstihdam

İşsizlik Sigortası Fonu’nun etkin yönetimi, sadece mali bir gereklilik değil; sosyal devletin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir zorunluluktur. Fonun şeffaf, hedef odaklı ve istihdamla bağlantılı biçimde yönetilmesi hem bireylerin iş güvencesini artıracak hem de ekonomik şoklara karşı toplumsal dayanıklılığı güçlendirecektir.

Türkiye’de fonun yapısal gücü önemli bir avantajdır; ancak bu gücün sürdürülebilir hale gelmesi, yönetim anlayışının “birikimden üretime, pasiften aktife” dönüşmesiyle mümkündür. Uzun vadede fonun amacı, sadece işsizlik dönemlerini finanse etmek değil, işsizliği azaltan bir ekonomik mekanizma haline gelmektir.

Kısacası, etkin yönetilen bir işsizlik sigortası fonu, bireylerin gelir güvencesini korurken aynı zamanda ülke ekonomisinin istikrarına da katkı sağlar. Sosyal politika ile makroekonomik yönetim arasındaki bu güçlü bağ, geleceğin daha dirençli işgücü piyasasının da temelini oluşturacaktır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com