Hukuki Yazma Becerisinin Geliştirilmesi
HUKUKİ YAZMA BECERİSİ, BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ İLE PARALEL OLARAK GELİŞTİRİLMELİDİR
Literatürün taranması ve bilimsel yazma yöntemlerinin içselleştirilmesi her hukukçu bakımından bir zorunluluktur. Hukuki konularda nasıl araştırma yapılacağı, kaynakların nasıl irdeleneceği, kaynaklara nasıl atıf yapılacağı vb. birçok hususun, hukuki yazma yöntemleri ile paralel olarak ve lisans eğitiminden başlanarak hukukçu adaylarına öğretilmesi idealdir. Ancak prensip itibariyle, ülkemizde eğitim alan bir hukukçunun bilimsel araştırma ve yazma yöntemleriyle (teoride) karşılaşması ancak lisansüstü düzeyde gerçekleşmektedir. Durum bu olmakla birlikte, sadece akademiye yönelecek olanların değil, uygulamacı olmayı hedefleyen hukukçu adaylarının da araştırma yapma ve yazma becerilerini aynı paralelde geliştirmeleri çok ama çok önemlidir. Bu ihtiyacın farkına varmak da, bireysel çabayla fark yaratabilmeyi mümkün kılacaktır.
HUKUKİ YAZMA BECERİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ BİLİNÇLİ VE PLANLI ÇALIŞMA İSTEYEN BİR SÜREÇTİR
Yazılı hukuki iletişim becerilerinin geliştirilmesine yönelik müfredatta zorunlu dersler bulunması ve bu derslerin her bir öğrencinin, eğitmenin redaksiyon ve yönlendirmesinden bire bir faydalanabileceği şekilde organize edilmesi elbette ideal bir senaryodur. Ancak bunun hayata geçirilmesi birçok farklı etken sebebiyle kolay değildir. Bununla birlikte son yıllarda ülkemizdeki bazı hukuk fakültelerinde bu amaca hizmet eden seçimlik dersler sunulduğu görülmektedir.
Ben, mesleki (ya da kişisel) her becerinin geliştirilmesinin tek yolunun ders almaktan geçtiğini düşünmüyorum. Mesleki anlamda geliştirilmesi gereken becerilerin sözde değil özde farkına varılması ve bunun gerçekten hedeflenmesi halinde, kişisel çaba ile de önemli gelişmeler kaydedilebilmesi önünde hiçbir engel yok.
HUKUKİ YAZMA BECERİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?
Atılabilecek en önemli adımlardan biri hukuki kaynakları sistemli şekilde okunmasıdır. Kanunlar, ikincil düzenlemeler, Yargıtay kararları, ders kitapları, monografiler ve makalelerde kullanılan dil, üslup, kural, düşünce ve teorilerin sıralanma şekilleri, kendi tarzını geliştirmekte olan hukukçu adayının en önemli yol göstericileridir. Ne kadar çok ve farklı kaynak okunursa, o kadar çok fayda görülecektir. Sadece notlardan çalışarak bir dersten geçer not alabilmek mümkün olabilir. Ancak bununla sınırlı kalan bir (mesleki) okuma tecrübesinin hukuki düşünme ve yazma becerilerinin geliştirilmesine katkı sağlamayacağı kesindir.
Diğer taraftan, güncel hukuki sorunlara ilişkin denemeler kaleme almak, ders dışı gönüllü çalışma gruplarına katılarak hocalardan, ya da kıdemli meslek büyüklerinden planlama ve redaksiyon desteği almak da aynı ölçüde yararlı olabilecek yöntemlerdir. Ne kadar çok yazım denemesi yapılır ve düzeltmelerden de ders çıkarılır ise amaca o kadar hizmet edecektir. Bir sürü hukuki metin kaleme aldığı ve birçok düzeltmeye maruz kaldığı halde her yeni yazıya aynı yöntemsizlik ve özensizlik ile başlayan bir hukukçunun gelişebilmesi ne yazık ki mümkün olmayacaktır. Tüm bunların yanı sıra, hukuki kurum ve bunlara ilişkin kavramlara hakimiyet, bunların metnin içinde doğru şekilde ve amaca uygun kullanılabilmesini beraberinde getirecektir. Ayrıca, yazının daha "hukuki" göründüğünü düşünerek, sadelikten uzak, karmaşık cümleler ya da ifadeler kullanılması her zaman hedeflenen amaca hizmet etmeyebilir. Kullanılan sözcüklerin anlam ve kullanımlarını doğru bilmeden kullanmayı sürdürmek de yazının etkisini azaltmaktadır. Yanlış kullanım deyince aklıma gelen ilk örnek, bir şeyi elinde bulundurmak, taşımak anlamına gelen "haiz olmak" filinin kullanımına ilişkindir. Belirtili nesne ile kullanılması gereken bu geçişli fiil hukuki metinlerde yanlış kullanılabilmektedir. Örnek olarak, belirli özelliği haiz olunur (belirli özelliğe haiz olunmaz), parantez içindeki kullanım yanlıştır. Hukukçuların bu gibi ayrıntılara özel olarak dikkat etmesi gerekir.
Hukuki metinlerin hazırlanmasında kopyala yapıştır özelliğinin kullanılması teknolojik gelişmelerin sağladığı bir kolaylıktır. Ancak yazarların bu kullanıma özel olarak dikkat etmesi gerekir. Yukarıda değindiğim plansız hız, bu gibi kolaylıklarla bir araya geldiğinde, "ihbarname" başlığı taşıyan ihtarname ve içerisinde de "davalı olarak yazılmış muhatap ya da yarısından çoğunda "müvekkil davalı” ifadelerini taşıyan davacı taraf dilekçesine rastlamak da daha olası hale gelmiştir. Bu gibi hataların da yöntem ve redaksiyon eksikliğinden meydana geldiğini düşünüyorum (bilgi eksikliğinden olması ihtimalini düşünmek bile istemiyorum). O halde çözüm yine yöntemli yazma ve özenli kontrol ikilisinden geçmektedir.
Tüm bu tespitler çerçevesinde (alışkanlık geliştirene kadar) aşağıdakine benzer bir hatırlatma listesi de hazırlanabilir.
• Bir hukuki metni yazmaya başlamadan önce hakkında yazılan konunun, sorunun ve tüm olguların çok iyi anlaşılmış olduğundan emin olunması ve planlama yapılması olmazsa olmaz.
• İfade edilmek istenilenin açık ve muğlaklığa yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması temel amaç.
• Argümanların sadece bir arama motorunda yapılmış aramaya dayandırılmaması, ilgili kanunlara, ikincil düzenlemelere, Yargıtay kararlarına, ders kitaplarına, monografilere ve makalelere başvurulması gerekli ve önemli.
• Başvurulan kaynaklara usulüne uygun atıf yapılmış olması zorunlu.
• Özellikle tavsiye verirken, müvekkilin sağladığı bilgi ve belgeler çerçevesinde somut durumun hukuki kurallar ve uygulama çerçevesinde değerlendirildiği ve mutlaka olacakların değil, öngörülen muhtemel sonuçları yansıtıldığının açık ve anlaşılır şekilde ifade edilmesi faydalı.
• Tam emin olunmayan, gerekli kontrolleri tamamlanmamış hiçbir metni paylaşmamak esas.
• Özellikle teknolojinin hızlı kullanıcılarının, mesleki faaliyet kapsamında hazırladıkları her bir metni, en basit bir e-posta mesajını dahi mutlaka baştan sakince (birkaç kez) okumayı ve redaksiyonu alışkanlık haline getirmeleri çok önemli.
• Düzeltmeler sırasında gereksiz her cümle ve hatta kelimenin çıkarılması yararlı. (Sadece düzeltme yapılmasının yeterli olmayacağı, yeniden yazmanın gerekeceği durumlarla da karşılaşılabileceği unutulmamalı.)
• Sabırla ve yeterince vakit ayırarak çalışmak tek yol. (Kıdemli bir avukatın iki saatte yazabildiği bir dilekçeye bir stajyerin ya da mesleğin başındaki bir avukatın bir haftasını vermesi ve yine de aynı düzeyde bir sonuç elde edememesi olağandır ve moral bozmamalıdır.)
Netice itibariyle bir hukukçunun her tür iletişiminde olması gerektiği gibi, yazılı iletişimi bakımından da yöntemli ve üst düzeyde özenli olması gerekmektedir.