Milli Akademi

Farklılıkların Anlamı Üzerine Bir Yolculuk

Farklılıkların Anlamı Üzerine Bir Yolculuk

Neden Herkes Aynı Yaratılmadı?

İnsanlık, var olduğundan beri aynı soruların etrafında dönüp durur: Neden varız? Neden acı çekeriz? Neden bazıları güçlü, bazıları zayıf? Neden herkes eşit yaratılmadı? Bu soruların cevabı tek bir pencereden bakılarak bulunamaz; çünkü insan da, hayat da, evren de çok katmanlıdır. Ve belki de en büyük hakikat, herkesin farklı yaratılmasında saklıdır.

1. Farklılık Bir Kusur mu, Yoksa Bir Hikmet mi?

İlk bakışta, eşitsizlik adaletsizlik gibi görünür. Kimi güzeldir, kimi değil. Kimi zengindir, kimi yoklukla sınanır. Kimi sağlıklıdır, kimisi doğuştan hasta. Bu durum insanın içinde “Neden ben?” sorusunu doğurur. Fakat burada unuttuğumuz bir gerçek vardır:

Eşitlik, her şeyin aynı olması değil; herkesin kendi potansiyeliyle sınanmasıdır.

Eğer herkes aynı olsaydı; ne fedakârlık olurdu, ne başarı, ne de anlam. Herkes eşit yaratılmış olsaydı, kişisel mücadele diye bir şey olmazdı. Çünkü mücadele farktan doğar. Gelişim, çeşitlilikten beslenir. Farklılık, insanı derinleştiren, düşünmeye ve üretmeye iten bir güçtür.

2. Dini ve Manevi Perspektif: Sınavın Adaleti

Kur’an-ı Kerim’de şöyle geçer:

“Sizi farklı milletlere ve kabilelere ayırdık ki birbirinizi tanıyasınız.”
(Bakara, 2:213)

Bu ayet sadece coğrafi ya da etnik çeşitliliği değil, insanın tüm farklı yönlerini kapsar. Dini inançlara göre insanlar bu dünyaya sınanmak için gönderilmiştir ve herkes kendi ölçüsünde bir imtihanla karşılaşır. Bu da demektir ki:

Her farklılık bir kader değil, bir hikmettir.

Kimine güç verilmiştir ama o da adaletle sınanır. Kimine yoksulluk verilmiştir ama sabırla sınanır. Kimi güzelliğiyle gururla imtihan edilir, kimiyse görünmeyen bir iç zenginlik taşır.

3. Felsefi Bakış: Farklılık Olmasa Anlam da Olmazdı

Felsefeciler, benzerliğin değil farklılığın düşünceyi doğurduğunu söyler. Çünkü:
• Eğer herkes aynı şekilde düşünseydi, felsefe doğmazdı.
• Herkes aynı görünseydi, sanat yaratılmazdı.
• Herkes aynı inançta olsaydı, tolerans ve empati gelişmezdi.

İnsanlar birbirinden farklı yaratıldığı için birbirlerini tamamlarlar. Zıtlıklar, hayatın dengesini sağlar. Gece olmasa gündüzün anlamı bilinmez, acı olmasa sevincin kıymeti anlaşılmaz. Yani farklılık, sadece bir gerçeklik değil; aynı zamanda bir gerekliliktir.

4. Bilimsel Gerçek: Evrimin Yasası Çeşitliliktir

Bilimsel açıdan bakıldığında, yaşamın temeli genetik çeşitliliktir. Evrim, farklılıklar üzerine kuruludur.

Doğa, kopyaları değil, çeşitliliği yaşatır.

Aynı genetik yapıya sahip bireylerin çoğaldığı bir sistem, dış dünyadaki tehlikelere karşı daha savunmasız olur. Oysa farklı DNA’lara, farklı özelliklere sahip bireyler, doğaya daha iyi uyum sağlar. Yani “herkesin farklı yaratılması”, sadece anlamlı değil, hayatta kalmak için zorunludur.

5. Duygusal Gerçek: Sevmek Farklılıkla Başlar

Belki de en dokunaklı gerçek budur:

Eğer herkes aynı olsaydı, sevgi diye bir şey olmazdı.

Çünkü sevgi, bir başkasında sende olmayanı görmektir.
• Bir annenin çocuğuna duyduğu sevgi, onun eşsiz oluşundandır.
• Bir dostu özel yapan, onun diğerlerinden farklı hissettirmesidir.
• Aşık olmak, herkesten farklı birini hissetmekle başlar.

Farklılıklar sayesinde birbirimize bağlanır, birbirimize anlam katarız. Aynılık, sevgiyi değersizleştirirdi. Farklılık ise sevginin kaynağıdır.

6. Toplumsal Perspektif: Farklı Roller, Ortak Bütünlük

Toplum, tek tip insanla var olamaz. Bir beden gibi düşün:
• Kalp pompalarken, akciğer oksijen taşır.
• Göz görür, el tutar, ayak yürür.

Hepsi ayrı görevdedir ama bir bütün oluşturur. İnsanlık da böyledir. Kimi düşünür, kimi yapar. Kimi korur, kimi şifa verir. Herkesin yeteneği, bakış açısı, hayatı farklıdır ama tüm bu farklılıklar birlikte toplumu yaşatır.

Sonuç: Aynılık Değil, Anlayış Gereklidir

Herkesin aynı yaratılmaması bir adaletsizlik değil; daha büyük bir düzenin, daha derin bir anlamın göstergesidir.

Gerçek adalet, herkesin eşit olması değil; herkesin kendi içindeki anlamı bulmasıdır.

Ve belki de asıl soru şu olmalı:

“Farklı yaratıldık… Peki bu farkla ne yapacağız?”

Kıskanmak mı, yargılamak mı, yoksa anlamaya çalışmak mı?
Belki de cevabı en güzel Mevlana söylemiştir:

“Farklılıklar, Allah’ın sanatıdır. Hepsi birlikte bir resim çizer.”