Toplumsal Cinsiyet Rolleri: Kim Olduğumuzu Değil, Ne Olmamız Gerektiğini Söyleyen Kalıplar
Toplumda doğduğumuz andan itibaren üzerimize bir kimlik giydiriliyor: kızsan pembe, erkeksen mavi; kızsan uslu ol, erkeksen mavi; kızsan uslu ol, erkeksen güçlü ol. Oysa insan, doğduğu cinsiyetten daha fazlasıdır. Ama ne yazık ki toplumsal cinsiyet rolleri, bireylerin kimliklerini, hayallerini, davranışlarını hatta meslek seçimlerini bile şekillendiren görünmez bir sınır çiziyor.
Toplumsal cinsiyet; biyolojik cinsiyetten farklı olarak, toplumun kadınlara ve erkeklere biçtiği görev ve beklentileri ifade eder. Bu roller, çoğu zaman çocuklukta başlar. Kız çocuklarına bebek verilir, yemek yapmaları öğretilir; erkek çocuklarına ise araba alınır, ‘’erkek adam ağlamaz'' denir. Bu durum, kadınlara ‘’bakıcı'', erkeklere ‘’kazanan'' rolü yükler. Oysa insanlar sadece kadın ya da erkek kimliğinden ibaret değildir; birey olarak yetenekleri, karakterleri ve istekleri vardır.
Kadınlar sadece anne ya da eş olmak zorunda değildir. Erkekler de duygularını bastırmak zorunda kalmadan yaşayabilmelidir. Toplumsal cinsiyet rolleri, sadece kadınlara değil, erkeklere de zarar verir. Erkeklerin duygularını göstermemesi beklenirken, kadınların güçlü olması yadırganır. Bu, hem bireyleri hem de toplumun sağlığını olumsuz etkiler.
Eğitim, medya, aile yapısı ve din-sosyal değerler bu rollerin pekişmesinde büyük rol oynar, Reklamlarda hâlâ kadınlar temizlik yaparken, erkekler araba kullanırken gösterilir. Çocuk kitaplarında prensesler kurtarılmayı bekler, prensler ise kurtarır. Bu kalıplar, özgür bireyler yetişmemizi engeller.
Oysa gerçek eşitlilik, insanların cinsiyetlerine göre değil, yeteneklerine ve tercihlerine göre değil, yeteneklerine ve tercihlerine göre değerlendirilmesiyle mümkündür. Bir kız çocuğu astronot da olabilir, bir erkek çocuğu anaokulu öğretmeni de. Önemli olan bireyin kendi potansiyelini özgürce keşfetmesidir.
Toplumsal cinsiyet rolleri değiştirilebilir. Bu, kolay bir süreç olmasa da mümkündür. Ailede, okulda, sokakta ve iş yerinde daha eşitlikçi, daha anlayışlı bir bakış açısı ile hareket edersek, gelecek nesillere daha adil bir dünya bırakabiliriz. Çünkü cinsiyet değil; insan olmak değerlidir.