Milli Akademi

Yapay Zekâ Hayatımıza Sessizce Sızdı: Farkında Mıyız? 

Yapay Zekâ Hayatımıza Sessizce Sızdı: Farkında Mıyız? 

Bazen sabah kalktığımda, kahvemi yudumlarken akıllı telefonumdan hava durumunu kontrol ediyorum. Telefonum, daha ben istemeden bana o gün giyinmem gereken kıyafeti ima ediyor. Trafik durumunu bildiriyor, randevularımı hatırlatıyor. Bunlar sıradan gibi görünüyor olabilir ama düşündüğümüzde, bunların arkasında çalışan sistemler aslında yapay zekânın ta kendisi. Üstelik bu sistemler artık yalnızca bilgi vermiyor, öneride bulunuyor, kararlarımı yönlendiriyor, beni izliyor ve öğreniyor. Kulağa biraz ürkütücü geliyor, değil mi? 

Yapay zekâ artık sadece bilim insanlarının laboratuvarlarında konuşulan bir teknoloji değil; evimizde, cebimizde, mutfağımızda ve hatta kalbimizde. Sağlık sektöründe, daha biz doktora gitmeden hastalığı teşhis eden uygulamalar; eğitimde, her öğrencinin hızına göre kendini uyarlayan platformlar; tarımda, toprağın nemini ölçerek sulamayı optimize eden sensörler... Liste uzayıp gidiyor. Teknoloji artık sadece işimizi kolaylaştırmıyor, bizim adımıza düşünüyor ve kimi zaman karar veriyor. 

Ancak işin içine duygular girdiğinde işler karmaşıklaşıyor. Çünkü bir yapay zekâ, çok şey öğrenebilir ama hissedemez. En azından şimdilik. Bu nedenle, onu günlük yaşantımıza bu denli dahil ederken duygusal dünyamızı nasıl etkilediğinin farkında olmak zorundayız. Özellikle sosyal medya algoritmaları üzerinden duygularımızla oynanabiliyor; neye kızacağımız, neye güleceğimiz bile manipüle edilebiliyor. Bu da bizi, özgür irade kavramını yeniden düşünmeye zorluyor. 

Yapay zekâ ile yaşamak, aslında bir tercih değil, artık bir zorunluluk. Fakat bu zorunluluğun içinde bilinçli seçimler yapabilmek bizim elimizde. Kendimize şu soruları sormamız gerekiyor: Yapay zekâya ne kadar güvenmeliyim? Hangi kararlarda onun yardımını almalıyım? Onun benim yerime düşünmesini ne kadar isterim? Bu soruların yanıtları kişiden kişiye değişebilir. Ama ortak paydada buluşmamız gereken bir nokta var: Yapay zekâyı kullanalım, ama onun bizi kullanmasına izin vermeyelim. 

Bu teknolojiyle birlikte yaşamayı öğrenmek, onun potansiyelini faydaya çevirmek kadar, onun sınırlarını da çizebilmekle ilgili. Yoksa bir sabah, kahvemi içmeden önce kararlarımı çoktan benim yerime vermiş bir algoritmayla uyanabilirim. Ve belki de o zaman çok geç olur.