MİLLİYETLER PRENSİBİ
MİLLİYETLER PRENSİBİ
Milleti teşkil edecek derecede gelişmiş bir insan topluluğu, kendi devletini kurma hakkına sahiptir. 1789 tarihinde Fransız Devriminden sonra ortaya çıkmıştır. Çok uluslu devletlerin parçalanması sonucunu doğurmuştur. Bu parçalanma Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan imparatorluğu ve Rus Çarlığı gibi çok uluslu devletlerin parçalanması sonucunu doğurmuştur. Milliyetler prensibi, self-determinasyon ilkesinin bir uzantısı olarak da görülebilir, çünkü halkların kendi kimliklerini ve siyasi yapılarındaki bağımsızlıklarını belirleyebilmeleri gerektiğini savunur.
Milliyetler Prensibinin Temel İlkeleri
- Ulusal Kimlik ve Bağımsızlık: Her millet, kendi kültürel kimliğini ve dilini koruma hakkına sahiptir. Bu, her ulusun, kendi kaderini belirleme hakkını elde etmesi anlamına gelir. Ulusal kimliklerin ve toplulukların korunması, milliyetler prensibinin temel öğelerindendir.
- Bağımsızlık Hakkı: Milliyetler prensibi, ulusların bağımsızlıklarını ilan edebilme hakkını tanır. Yani, bir halk, kendi topraklarında bağımsız bir devlet kurma ya da siyasi bir yapı oluşturma hakkına sahiptir.
- Azınlık Hakları: Milliyetler prensibi, sadece bir devletin egemenliğini ve bağımsızlığını değil, aynı zamanda bir devletteki etnik ve kültürel azınlıkların haklarını da savunur. Azınlıklar, kendi dillerini konuşma, kültürel pratiklerini sürdürme ve eşit haklara sahip olma hakkına sahiptirler.
- Etnik ve Kültürel Çeşitlilik: Bu ilke, bir devletin farklı etnik ve kültürel gruplardan oluşan bir yapı olabileceğini kabul eder. Milliyetler prensibi, farklı milletlerin bir arada barış içinde yaşayabilmelerine olanak tanır, ancak her milletin kimliğini özgürce geliştirebilmesini savunur.
19. Yüzyıl: Milliyetler prensibi, özellikle Fransız Devrimi ve Napolyon Savaşları sırasında güç kazanmıştır. Bu dönemde, halkın kendi kaderlerini tayin etme hakkı önemli bir düşünce haline gelmiş, milliyetçilik akımları dünyada yayılmaya başlamıştır. Avrupa'da, özellikle İtalya ve Almanya'nın birleşmesi gibi hareketler milliyetçilik akımına göre şekillenmiştir. Birinci Dünya Savaşı: Milliyetçilik ve milliyetler prensibi, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından, savaşın sonunda Versailles Antlaşması gibi düzenlemeler ile devam etmiş. Bu dönemde, savaş sonrası haritalar yeniden çizilmiş ve birçok ulus devlet kurulmuştur ve bu milliyetlerin bağımsızlık kazanma hakkını savunan dönemin başlangıcı olmuştur. İkinci Dünya Savaşı ve Sonrası: İkinci Dünya Savaşı sonrasında Birleşmiş Milletler (BM), milliyetlerin self-determinasyon hakkını uluslararası bir ilke olarak kabul etmiştir. BM, sömürgecilik ile mücadele etmiş ve pek çok eski sömürge halkların bağımsızlıklarını kazanmasını teşvik etmiştir. Bu süreç, milliyetler prensibinin dünya çapında kabul görmesini sağlamıştır.
Milliyetler Prensibinin Uygulama Alanları
- Bağımsızlık Hareketleri: Milliyetler prensibi, pek çok bağımsızlık hareketinin temelini oluşturmuştur. Afrika, Asya ve Orta Doğu gibi bölgelerde, sömürgecilikten kurtulmaya çalışan halklar, bu prensibi temel alarak bağımsızlıklarını kazanmışlardır.
- Azınlık Hakları ve Otonomi: Milliyetler prensibi, yalnızca bağımsızlıkla sınırlı değildir. Aynı zamanda azınlık hakları, özerklik ve otonomi taleplerine de dayanır.
- Sömürgecilikten Kurtuluş: Milliyetler prensibi, sömürgecilik ile mücadele eden halkların en önemli dayanağıdır. 20. yüzyılın ortalarından itibaren, sömürgeci yönetimlerin çoğu, kendi halklarının bağımsızlık talepleri karşısında geri adım atmak zorunda kalmışlardır
Sonuç olarak, milliyetler prensibi halkların kendi kimliklerini ve kaderlerini belirleme hakkını savunan bir ilkedir ve dünya tarihindeki birçok bağımsızlık hareketine ilham kaynağı olmuştur. Ancak, bu prensibin uygulanması, bazen toprak bütünlüğü ve uluslararası sınırlar açısından sorunlara yol açabilir. Bu nedenle bu prensip hiçbir zaman hukuken geçerli bir ilke olarak kabul edilmemiş; ancak uluslararası ilişkilerde bazı devletlerin diğer devletlere müdahale etmelerini meşrulaştıran bir diplomatik araç olarak kullanılmıştır.